Gözlemlenen Sessizlik: Tesadüfün Dokunuşunu Hissetmek
Bir fincan çayın buğusuna baktığımda, zihnimin de aynı ince katmanlarla kaplandığını hissediyorum. Sanki o buhar, günün telaşını nazikçe alıp götürüyor; geriye sadece varoluşun o durgun, dingin hali kalıyor. Bizler bazen hayatın bu akışına yetişmeye çalışırız; her gelene bir neden, her gelişene ince hesaplanmış bir sonraki adım vardır diye ısrar ederiz. Ancak bazen, en değerli şeyler hesaplanmadan gelirler. Onlar, birikenlerin sessiz kabulüyle ortaya çıkanlardır.
Bu blog serimizde hep rastlantıyı, kontrolsüz görünen o anlık kıvılcımları masaya yatırdık. Ancak bu sefer, belki de konuyu biraz daha derinden, bilinçli bir gözlemci olmanın ötesine geçerek ele almalıyız. Konumuz: Tesadüfün Dokunuşu.
Bu, bir yere çarpmak ya da yanlışlıkla doğru şeyi bulmakla ilgili değil; bu, yaşamın kendisine kulak vermekle ilgili. Tıpkı kilimi örmek gibi düşünebilirsiniz. Her bir lifin nereye ait olduğunu bilmek zorunda değilsiniz; önemli olan, o anki gerilimi hissetmek ve onu acele etmeden diğerine dokunmaya izin vermektir.
O Anki Ritmi Yakalamak
Benim atölyemdeki seramikler bazen böyle oluşur. Hamuru yoğururken, onu belirli bir biçime zorladığınızda o gerginlik ortaya çıkar. Ama bazen de sadece onu dinlendirip, fırınlanmaya bırakınca, içeriden gelen o beklenmedik gerilimle istenmeyen bir formu alır. İşte hayat da böyledir.
Peki, bu tesadüfi dokunuşu nasıl hissedeceğiz? Bu büyük bir olay beklemek değil; küçük, ulaşılabilir anları seçmek.
Dinleme Sanatı: En büyük yanılgımız, bütün hikayenin kendimizde başladığını sanmaktır. Oysa çoğumuz, bir sonraki cümleyi kurmaya çalışırken, ilk söylenen notayı kaçırıyoruz. Bir yürüyüşe çıktığınızda, bilinçli olarak belirli bir hedef koymayın. Sadece adımlarınızı atmaya odaklanın. Gözünüzle gördüğünüz, duyduğunuz seslerin ritmine kendinizi bırakın. İşte o kayboluş anlarında, beklenmedik bir renk ya da bir koku, size yolu gösteren ilk ipucunu verir.
Acele Etmeyen Malzeme: Benim için en iyi malzemeler, sabırla dinlenmişlerdir. Alçıya bıraktığım kasenin yüzeyine bakmak gibidir bu. Bir süre sonra o küçük çatlaklar, derinlik katmanı olur; varlığının kanıtıdır. Hayatın da böyle dokunuşları vardır. Bir fikrin, bir ilişkinin ya da sadece bir günün aceleyle kapatılması gereken bir görev değil, dinlenmesi gereken yaşayan bir süreç olduğunu kabul etmek gerekir.
Bu olgunlaşma süreci, bize kontrolün bıraktığımız yerden değil, kabul ettiğimiz yerden başladığını hatırlatıyor. Kontrolü bırakmak bilinmezlik değildir; o, olan olana karşı gösterilen saygıdır. Ve bu saygı, en güzel şekillerin doğuşuna zemin hazırlar.
Bir dahaki sefere acele ettiğinizde, derin bir nefes alın. Etrafınızdaki sessizliği dinleyin. Belki de o tesadüfi dokunuş, henüz gelmekte olan en güzel melodidir.