Demlan Yaşamlar

Bir Kavuştan Fazlası: Günün Ritmini Bulmak

Ocağın başında buğusu tüten çay bardağımdaki o ilk buharı derin bir nefes gibi içime çekiyorum. Acele etmeyen, bekleyen anların kıymeti vardır bilirsiniz. Sanki zamanın kendisi de buharla birlikte ağır ağır çözülüyor gibi geliyor bana. Burası benim laboratuvarım, atölyem ve ruhumun buluşma noktası. Eskişehir’in bu sakin sabahları, toprağın sessizliğinde kendimi en iyi burada buluyorum.

Bu telaşlı dünyanın sesi bazen çok uzak geliyor kulağıma. Her şey bir sonraki randevu, bir sonraki yetiştirilmesi gereken teslimat baskısıyla birbirine karışmış durumda. Oysa benim için her gün, sanki bilinçli bir dönüşüm süreciymiş gibi. Bir çamur kütlesinden form bulmaya çalışmak gibi, bazen de günün karmaşık dokusunu dingin bir noktaya oturtmaya çalışmak gibi.

Küçük Molaların Büyük Yankıları

Hayat dediğimiz bu uzun, ince çizgi üzerinde bazen durup nefes almak gerekir. Bu nefes alma eylemleri, benim için sadece bir ara vermek değil; aksine, varoluşu yeniden gözlemleme sanatıdır. Sabah gelen o ilk kuş cıvıltısı, tezgahımın üzerindeki ıslak kil parçasına düşen ışık oyunları ya da kavanozdan süzülen o bitkinin kokusu... Bunların hepsi birer ders.

Geçtiğimiz hafta, yeni kurduğum lavanta ve nane karışımı çaylarla uğraşırken bunu daha iyi idrak ettim. Önceki acelemle demlenen çay, sanki bütün o öfkeyi ve yetiştirme telaşını da taşıyormuş gibi geldi. Oysa bu kez, sadece bilinçli olarak o ritme ayak uydurdum. Önce bitkinin kurumasını bekledim, sonra ateşi ayarladım, sonra o ilk rengi oluşmasını izledim. Ve ortaya çıkan sıvı; ne kadar da berrak, o kadar da huzurlu geliyordu.

Bu benim için bir benzetmeden öteye geçmiyor. Hayatın da aceleye gelmeyen katmanları var. Bir seramiğin fırına girmeden önceki en kritik aşaması vardır; çamurun direnci, sırrın kimyasal dansı... Bunların her biri sabrı gerektiriyor.

Rutinlerdeki Gizli Ritüeller

Benim için ritüel, yapmak zorunda olduğunuz bir görev değil; kendinize sunduğunuz en nazik davettir. Bu davet, "Şimdi sadece var olmaya izin ver" komutunu içerir.

Bu son günlerde, bilinçli olarak bazı küçük ritüelleri yeniden canlandırdım. Bunlar büyük gösterişler değil, en yalın haliyle kendime dokunuşlarım:

  • Toprakla Temas: Atölyeye gelmeden önce ellerimi yıkamak ve üzerime o gün kullanacağım kili hissetmek. Bu, zihinsel geçişi sağlar.
  • Gözlemlemek: Bir bütün olarak kuruyan çamuru veya yeni demlenen çayı sadece izlemek. Hiçbir amaç gütmeden, rengin derinleşmesini beklemek.
  • Yerel Sesi Dinlemek: Pazardan aldığım o üreticinin yüzündeki emeği görmek, benim de bu döngünün bir parçası olduğumu hissetmek.

Bu yavaşlama hali, beni sadece üretken kılmıyor; aynı zamanda dağınık olan iç seslerime ulaşmamı sağlıyor. O dinginlik, tıpkı iyi pişmiş bir çayın o keskin ama tatlı dokunuşu gibi oluyor.

Ve biliyorum ki, bu küçük duraksamalarla geldiğimiz her yeni gün, bir öncekinden daha sağlam temeller üzerine kuruluyor. Her demleme gibi.